Kaymak Tadında Şanti

 

 

 

Nazlı ÖZBURUN

 

 

 

Gerçek limon tadında limonata, portakal tadında sakız, süt tadında süttozu, sinema tadında DVD keyfi ve sonunda kaymak tadında ama kaymak olmayan bir şey…Bu reklamı görünce içimde bir yer sızladı. Artık bir şeyin gerçeğini bulmak imkânsız oldu. Kanlıca’ da yoğurdu marketten kutuyla almak zorundasınız. Kaymağı evde süttozundan yapmak…

Okumaya devam et

Yusuf’un Rüyası mı Kabil’in Duası mı?

 

 Yusuf’un Rüyası mı Kabil’in Duası mı?

 

Ahmet Seyf YILDIRIM

 

Uçup giden bir kuş gördüm, gök kubbenin gök mavisinde. Önce kuş uçuşuyla baktım sonra bakışlarımı kuş yaptım; her ne yaptımsa kuş döndü yüzünü, yüzüme. Bir de cik cik, gak gak, hüd hüd deyince; sesimi duydu ve geldi yanıma. Geldi ve elimdekine nazar eyledi. Pencerenin önüne ıslattığım ekmeği ona didikledim. Gözlerime bakmadı, belki açlığındandı bu nezaketsizliği. Yerken önündeki ekmeği aceleyle, davetsiz bir kuş daha geldi yanına. Belli ki o da açtı.

Okumaya devam et

Ve mâ edrâke mâ…!

   Ve mâ edrâke mâ…..!’’

 

                          Ahmet BAYDAR

 

 

Kur’ân-ı Kerîm, “Ve mâ edrâke mâ…..!” şeklinde onüç kez tekrarlanan bir form ihtivâ eder. Döneminin Arapça metinlerinde tanık olamadığımız bu formun birisi “Ve mâ edrâke me’l-hâkkat’ü”[1]   dür. “Ne bildirdi sana, nedir hâkkat!” şeklinde tercüme edilebilecek olan bu formun hemen ardından, bazı fesatçı toplumların korkunç bir sarsıntı ve fırtına ile yok edildikleri dile getirilir. Buna göre, h-k-k kökünden dişil ismi fâil olan hâkkat’ın anlamı; ilâhî mesaja isyan eden toplumların helaklerini (adâlet ve hikmetle) gerçekleştiren şeydir.

Okumaya devam et

Arılar Sırtında Nemmam!

 

  Arılar Sırtında Nemmam!

 

 

 

                          Ahmet Seyf YILDIRIM

 

 

İçindekini sızdırır kabım.

 

Kabım kırık; içindeki sızar işte, sızım sızım.

 

Tozlar kalkarken yeryüzünden, sevgi yağar gökten.  Ben, kabımın kırıklarını çamurla sıvarım; yağmuru ve tozu bulmuşken.

 

Ben sıvarım; kabım sızdırır içindekini sızım sızım.

Okumaya devam et

“Baş Vakt”e Beş Güzelleme…

 

 

                             Senai Demirci

                   

 

 

Sabah…

 

Bir gül tazeliğinde selamlamak üzere gün seni.. Kalbine binlerce şafak dokunuyor gün ışığının değdiği yerde. Bir müjde dökülüyor sokakların çehresine. Bir taze nefes olup içiyorsun yeni âlemi de.. Bir yeni bakış olup çerçeveliyorsun kaldırımları, gürültüleri bile.

 

Sözüyle bütün sabahları müjde eyleyen kutlu elçi’nin dudağına değen sözler dudağını bekliyor şimdi. Göğün ve yerin nuruna elçilik eden o aydınlık yüz’ün yöneldiği kıble dönüyor yüzüne. O ebedî tebessümün hep yeniden hep yeniden doğduğu an öpüyor alnını şimdi.

Okumaya devam et

Kızıl Surat(Mesed Sûresi)

 

       Kızıl Surat(Mesed Sûresi)

 

                          

                    Ahmet BAYDAR

 

 

 

 

 

 Abduluzzâ, Hz. Muhammed’in amcasıdır. Mekke site devletinde, Kâbe ziyaretçilerine hizmet veren bir bakandır. Hanımı Arvâ ise meşhur Ebu Süfyan’ın kız kardeşidir. Bu ünlü çiftin iki oğlu, Hz. Muhammed’in iki kızıyla evlidir. Yani Abduluzza, Hz. Muhammed’in hem akrabası, hem hısmı, hem yakın komşusudur. Aileler de doğal olarak dosttur. Fakat ilahi davet başlayınca Abdül’uzzâ ve eşi, risalete karşı açıkça savaş ilan ederler. Oğullarına da Hz. Muhammed’in kızlarını boşamalarını emrederler.[1]   Eski dostlukların yerini de şiddetli bir adavet alır. Bu düşmanlığı sürmekte iken Abduluzzâ, hicretin ikinci yılında ölür.[2]  

Okumaya devam et

Ben Güzele Güzel Derim Güzel Benim Olmasa da

Ben Güzele Güzel Derim

Güzel Benim Olmasa da

 

 

Ahmet Seyf Yıldırım

 

 

‘Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca’ sözü kulağa, ne hoş geliyor okuyunca.

Sözün sahibini irdelemedim önce. Söze baktım kendi halimce. Halim, halden hale döndüğünden, nazarım da döner belki dedim; manzaram da döner diye bekledim. Ancak bakışım da baktığım da değişmedi. Nedense bu söze iyi anlam yüklemedim.

Okumaya devam et

Elde Var Aşk…

 

 

            ELDE VAR AŞK…

 

 

 

 

                         Mustafa İSLAMOĞLU

 

 

 

 

Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

 

 

Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

 

 

Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

 

 

Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

Okumaya devam et

DAĞILMIŞ KOYUNLAR

    DAĞILMIŞ KOYUNLAR

 

                                             Ahmet BAYDAR

 

Veraset

Dâvud ve oğlu Süleyman (a.s.), Kur’an-ı Kerîm’de, kendilerinden melik-peygamber olarak söz edilen iki isimdir. Bir ayette de onların bu husustaki birlikteliğine Süleyman, Dâvud’a vâris oldu[1] ifadesiyle işaret edilmiştir. Sözün yerindeki bağlarından anlaşıldığına göre burada, tasvip ya da tavsiyesinin ötesinde tarihsel bir durum dile getirilmiştir. Ama böyle olması, dini literatüre, bu veraset acaba veliahtlık için midir yoksa dini rehberlik için midir şeklinde bir suâl sormamıza mani değildir.

Okumaya devam et