|
EVET
Oruç Ülkesi
21. Yüzyılda Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
Musa-İsa-Muhammed
AHİR ZAMAN İLMİHALİ
Sünnet ve Hadis
Recep ve Şaban Kokularını Ramazan'dan Aldılar
İSTİÂZE - III (Neûzü Billah)
ISLAHAT HAREKETİ
EVET
Kul!
Sahipleniyor cihanı, ağzı da ne büyük yutacak
Tekmil veriyor varlık
Tüm ordular secdede
Ölüyken bir zamanlar, hayali var şimdi
Ölümü ateşe atacak!
Oruç Ülkesi
Oruç Ülkesi
Sezai KARAKOÇ
Oruç, metafizik âleme açılan pencerelerin ortamıdır mümin için. Fizik karartıların gönül ışığıyla silinişi. Öteleri görüş ve ötelere eriş, maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi.
21. Yüzyılda Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
*21.Yüzyılda
Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU
Ben her şeyden önce, bu sene eğitim faaliyetlerine başlayacak olan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin ülkemizin entelektüel dünyasına, eğitim dünyasına ve sadece ülkemizin değil küresel alanda da dünya kültürüne katkı yapacağı ümidiyle hayırlı olsun diyorum. Gerçekten Türkiye son dönemde eğitim alanında, özellikle üniversitelerin yaygınlaşması anlamında çok ciddi atılımlar yaşadı. İnşallah bu üniversitelerimiz kısa zamanda ulusal sınırları aşıp uluslararası ölçekte de çok önemli bilimsel çalışmalara öncülük edecekler.
Musa-İsa-Muhammed
Burada ve Şimdi
Ali İZZETBEGOVİÇ
İslâm tarihi iki kısma ayrılır: Muhammed (a.s) den evvel ve sonra. Birincisini ve onun bilhassa Yahudilikle ve Hıristiyanlığı içine alan son kısmını dikkate almadan ikincisini (asıl İslâm tarihini) tamamen anlamak mümkün değildir.
AHİR ZAMAN İLMİHALİ
İhsan ELİAÇIK
Türkiye’nin saygın ilahiyat akademisyenlerinden değerli hocam Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun “Âhir zaman ilmihâli” adlı son çıkan eseri, adından da anlaşılacağı gibi “Yaşayan ilmihâl” olma iddiasıyla kaleme alınmış…
Sizlere, bu makalede, yaz boyunca okuyabileceğiniz bu güzel eseri tanıtmak istiyorum.
Eser, İslam’a yönelik temel bakış açısı, konuları ile alış biçimi, zamanın ruhunu yakalamaya çalışan perspektifi ve en temel iddiası olan “âhir zamanın” yani son zamanların/yaşadığımız çağın meseleleri üzerinde yoğunlaşmasıyla “inşa” çağı ilmihali olma özelliğine sahip.
Sünnet ve Hadis
Sünnet ve Hadis
Prof. Dr. FAZLUR RAHMAN
Geçen kısımda, Hadis’in temel konularından bazılarını “objektif olarak”, hadise sıkıca bağlı ve duyarlı kimselerin nazarında ise acımasızca ve hatta belki de haksız bir şekilde inceledik.
Recep ve Şaban Kokularını Ramazan'dan Aldılar
Recep ve Şaban Kokularını
Ramazan’dan Aldılar
Mustafa İSLAMOĞLU
Halkın tasavvurunda “Üç Aylar” diye şöhret bulmuş. Bu şekliyle bir delile dayanmasa da, özde sahih bir delilden yola çıkılarak şöhret bulmuş bir ifade. Üç aydan kasıt, ardı ardına gelen kamerî aylar olan Receb, Şaban ve Ramazan.
Rasûlullah’ın bu ayların ilki olan Receb girince “Allahümme barik lena fi recebe ve şa’bân, ve belliğna ramazan: Allah’ım Receb ve Şaban’ı bize bereketli kıl ve bizi Ramazan’a erdir” diye dua ettiği rivayeti sabit.
İSTİÂZE - III (Neûzü Billah)
N e û z ü B i l l a h
Ahmet BAYDAR
Yazımızın önceki iki bölümünden anlaşılmış olmalıdır ki Kur’ân’da teklif edilmiş olan “istiâze” nin hakikati, ilahî mesajın tebliği esnasında (yani Kur’ân okunduğunda) karşılaşılacak meşakketli durumlarda Allah’a sığınmaktır. Bizce Mushaf’ın son suresinde teklif edilen “sığınma”da da bu hakikate işaretler bulunmaktadır.
ISLAHAT HAREKETİ
TOPLUMUN DEĞİŞİMİ
Malik Bin Nebi
Bir toplum kendi içindeki değiştirmedikçe, kuşkusuz
Allah da o toplumun bulunduğu durumu değiştirecek değildir.
Ra’d/11
|
| ZiKİRDEN NAMAZA |
|
|
|
| Makaleler - GENEL MAKALELER | |
|
ZİKİRDEN NAMAZA
Kim zaman bir kelimeyi, kimi zaman da bir cümleyi, yineleyerek zikretmenin ilk örnekleri, sezgici düşünce tarzında görülür. Sezgici düşünürler, ruhi bir yetkinliğe ulaşmak ve tabiat üstü varlıklarla ilişki kurmak için, seçilen bazı sözleri yineleyerek söylerler. Yahudi Kabala öğretisinde de Talmud lafızları yinelenerek söylenirdi. Talmud'un bölümlerinden bir olan Mişna, tekrarlama yoluyla öğretim demektir. İslâm Tasavvufu düşüncesi de, ilahi feyzin gelebilmesini, belli vakitlerde bazı virtlerin yinelenmesine ve Allah’ın bazı isimlerinin tekrarlanarak söylenmesine bağlamıştır. Daha çok tekke ve zaviyelerdeki törenlerde, Tanrının adları, yalnız başına ve toplu halde, gizli ve açık, oturarak ve ayakta art arda söylenirdi. O kadar ki yolculuk ve hastalık gibi zor zamanlarda bile bu virtler ihmal edilmezdi. Sonraları kimi tarikat ve meşreplerde saz ve tef gibi çeşitli çalgılar eşliğinde ve oynanarak söylenen bu kelime ve cümlelerin tümüne zikir denmiştir. Bugün "zikir" denince, genelde ilk akla gelen de, Allah'ın isimlerinden birisini yahut bir sözü yineleyerek söylemektir. Türkçe'de kullana geldiğimiz farklı anlamlar da vardır. "İnsana, zikri fikri bir olmak yakışır" deriz. Ayrıca, "dervişin fikri ne ise zikri de o olur" deriz. Söz anında, mecliste bulunmayan bir dostun iyiliğinden söz etmeye, eskiden "zikr-i cemil" denirdi. Bu örneklerde olduğu gibi, zikir kelimesinin Türkçe’mizdeki yaygın anlamı, sözünü etmek, anmak ve dile getirmektir. Şimdi, zikrin Tasavvuf ıstılahında ve Türkçe’de kullanıla gelen bu anlamlarını göz önüne alarak, aşağıdaki ayeti, Z-K-R köklü sözcüğü tercüme etmeden,- okuyalım; “Bu, sana ve halkına, elbette bir zikirdir.”[1] Bu anlamlandırmayla, Kur’ân’ın, Araplar için zikir olmasının ne demek olduğu hemen anlaşılamıyor tabi. Buna rağmen ayette, geçen zikir sözcüğü, kimi meallerde tercüme edilmemiştir. Kimi çevirmenler de, bu tür yerlerdeki zikir kelimesine öğüt-uyarı anlamı vermekte, bazıları da bu kelimeleri şeref anlamıyla karşılamaktadırlar. Bu şekilde sözün anlaşılır kılındığı elbette söylenemez. Mesele sadece bu ayetle ilgili de değildir. Mesela, şu ayette geçen zikrin anlamını da tayin etmek gerekmektedir; “Kalpler, ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur?”[2] Bu ne demek? Yani, kalpler, Allah’tan söz etmekle mi huzura kavuşur? İsmini telaffuz ederek mi, gönülden geçirerek mi, yoksa çalgılar eşliğinde isimlerini anarak mı? Bazen bir kelimenin anlamını belirlemek için, onun zıddını bilmek gerekli olur. Kur’ân, zikir kelimesini iki zıt sözcükle bir arada kullanmaktadır. Bunlardan birisi unutmaktır. Aşağıdaki ayetlerde, unutma ve zikir zıt sözcüklerinin ikisi bir arada kullanılmıştır; “Bana onu, Şeytan unutturdu, onu hatırlamayayım (zkr) diye...”[3] “Unuttuğunda, Rabb’ini hatırla (zkr).”[4] Z-K-R kökü, diğer bazı ayetlerde ise ilgisizlik, umursamazlık, dalgınlık ve aymazlık anlamındaki gafletin zıddı olarak kullanılmıştır. Burada unutmak değil, ama sonunda unutmaya götürecek bir durum söz konusudur. Muhataptan istenen de, unutma durumuna düşmemesi için hatırlama halini sürdürmesidir.[5] Nitekim aşağıdaki ayetlerde "zkr" ve "gfl" kökleri bir arada kullanılmaktadır; “Sabah akşam Rabb’ini zikret. Ve aymazlardan (gfl) olma...”[6] “Kalbini zikrimize ilgisiz (gfl) kıldığımız, tutkularına uyan ve buyruğunda aşırıya giden kimseye uyma.”[7] Gafletin zıddından hareket edersek, yukarıdaki ayetlerde kullanılan "zkr" köküne, hatırlamayı sürdürme anlamı uygun düşmektedir. Aşağıdaki ayette de inanan kimsenin, gaflete düşüp kötülük yaptıktan sonra, hatırlayarak tövbeye yönelmesi gerektiğini anlatmak için yine "zkr" kökü kullanılmaktadır: “Onlar, kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırlayıp (zkr) günahlarından dolayı hemen bağışlanma dilerler.”[8] Görüldüğü gibi bazı ayetlerde zikir, unutmanın zıddıdır. Unutmanın zıddı da hatırlamaktır. Diğer bir grup ayette ise gafletin zıddıdır. Gaflet, uyanıklığın zayıflaması, unutmaya yüz tutması halidir. Gaflete düşmemek için de hatırda tutmak gerekir. Bu nedenle bazı ayetlerde, uyanıklığı artırmak için bir "hatırlama"dan söz edilmiştir. Allah, kendisine verdiği ahit karşılığında insanı özgür bırakmıştır. Aslında, insanın sürekli gaflete düşebileceği ve unutabileceği şey, Allah’a verdiği bu söz, yani ilahi ahittir. Ama insan unutkandır. Kendisine tanınan bu hakkı, isyan ederek kullanabilmektedir: “Daha önce, Âdem’den söz almıştık; sonra unuttu.” [9] İşte insanın Rabb’ine verdiği sözü unutması; onu zikretmemesi, başka bir deyimle hatırlamamasıdır. Nitekim, aşağıdaki ayette, ahdi yerine getirmek, hatırlamak anlamındaki zikirle bir arada verilmiştir; “Ve Allah’ın size olan iyiliğini ve, “duyduk, boyun eğdik” dediğinizde, sizi kendisiyle bağladığı sözü, hatırlayın.”[10] Görülüyor ki, Kur’ân’da, Z-K-R kökünün esas ve temel anlamı, unutma ve gafletin zıddı olan hatırlamadır. Bunun dışında iki anlam daha vardır ki bunlar da, iyi ve kötü ün, şöhret ve şereftir. Aslında, iyi olsun kötü olsun, ün, şan ve şöhret, toplum hafızasında bir hatırlanmadır. Nitekim, Kur'ân, Hz. Peygamber'in toplumda hatırlanma durumunun yükseltilmesinden şöyle bahsetmiştir: “Senin ününü (zkr) yükseltmedik mi?”[11] Türkçe’mizde yaygın biçimde bilinen, dille anmak, ezbere söylemek ve yad etmek, ‘zkr’ kökünün esasa tabi olan ikincil anlamıdır. Zaten bu da netice de kalpte oluşan hatırlamanın dile dökülmesidir: “Ve üzerine Allah’ın adı anılmayan (zkr) şeyi yemeyin.”[12] Yineleyerek söyleme anlamına gelince. Kur’ân üslubunda, "zkr" kökünün, yineleyerek söyleme anlamına rastlanmamaktadır. Ancak sabit sünnete ve bazı rivayetlere bakılırsa, bu meselede durumun biraz farklı olduğu görünmektedir. Acaba, Fatiha suresinin, her namazda ve her rekatta okunması, bir nevi tekrarlanarak söyleme midir, yoksa hatırlama mıdır? Kur’ân’ın ‘tekrarlanan yedi’[13] diye adlandırdığı şeyin Fâtiha suresi olduğunu söyleyen hadisler vardır.[14] Bu konudaki başka bir hadis de mesele açısından önem arz etmektedir. Hadis şöyledir; “Hz. Peygamber, rüku ve secdesinde, Kur’an'ı tevil ederek, çokça, ‘Sübhanekellahumme rabbenâ ve bihamdike, Allahummeğfir lî’ derdi.”[15] Bu haberde, üzerinde durmamız gereken husus, Hz Peygamberin, bir duayı ‘çokça’, yani yineleyerek söylemeyi, bir anlamda Kur’ân’ı ‘yorumlamaya’ dayandırmış olmasıdır. Ancak, Hz. Peygamber, duayı mı bir rüku ve secdede çok yapardı, yoksa bu duayı, çok rüku ve secdede mi yapardı? Bu durum bu rivayette açık değildir. Ayrıca, başka bazı rivayetlerde belirtilmiş olsa da, burada yorumun hangi ayete dayandırıldığı da belirtilmemektedir. Kaldı ki, bu haberin başka tespitlerinde, ‘çokça’ kelimesi de mevcut değildir.[16] Ne var ki, namazın rükularında,[17] secdelerinde[18] ve sonrasında[19] tesbih tekrarı öneren pek çok hadis vardır. Ancak bütün bu hadislerde, arka arkaya yinelenerek söylenmesi istenen şey, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, kısa da olsa birer cümledir. Tek kelime, ya da Allah'ın tek bir ismi değildir. Çünkü hadislerde önerilen tekrarlarlarda, anlamın düşünülmesi, yani ‘hatırlama’ esastır. Bu da, anlamın kalbe yerleşmesi ve istikrarı içindir. "Zikir" bir isimdir. Bir şeyi, yahut bir kimseyi, hatırlamak için yapılan her türlü işin ve hatırlatanın adıdır. Allah, kendisini unutmaması için insana ayetler indirmiştir. Bunların kayıtlı bulunduğu ana kitap da hadiste "hatırlatma" olarak adlandırılmıştır: “Allah vardı ve başka bir şey yoktu. Arşı suyun üstündeydi. Ve hatırlatma (zkr) de her şeyi yazdı.” [20] Evrendeki varlıklar ana kitabın yansımalarıdır. Bunlar, insana, acayip de gelse, doğal da gelse, Rabb’ini hatırlatması (tezekkür ettirmesi) gereken birer ayettir; “Ve yeryüzünde, sizin için yarattığı rengârenk şeyler! Bunda da hatırlamaya çalışan (zkr) kimseler için bir ayet vardır.”[21] Kur’an da bir hatırlatandır. Çünkü o, insana Rabbini hatırlatan ayetlerden oluşmaktadır, hatırlatma doludur; “Ant olsun hatırlatma (zkr) dolu Kur’an’a!”[22] “Hiç kuşkusuz, içinde size hatırlatma (zkr) bulunan bir Kitap indirdik?[23] Nitekim, insanın Allah’la arasındaki ahdini hatırlattığı için, Kur’ân’ın kendisine uygun gördüğü isimlerden birisi yine Z-K-R kökünden bir isim olmuştur; “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklayasın diye, sana da Hatırlatma’yı (zkr) indirdik..”[24] “Ve hiç kuşkusuz Kur’an’ı, hatırlatma (zkr) olsun diye kolaylaştırdık?[25] En büyük hatırlatan kuşkusuz Kur’ân’dır. Aşağıdaki ayette, hatırlatma anlamındaki kelime zikir değil, ‘zikrâ’dır. Bu da fazlalık bildiren bir kalıptır; “Sizden bunun için bir karşılık istemiyorum. Bu yalnızca, dünyalar için bir hatırlatmadır.”[26] Aslında her ibadet bir zikirdir. Çünkü oruç, hac, vesaire hepsi, İlahi ahdi hatırlama yerleridir. Fakat, namaz onlardan biraz farklıdır. Namaz, bütün imkansızlıklarda bile emredilmiş olması yönüyle diğerlerinden ayrılır. Su bulunmasa da, kıble tayin edilemese de. İnsan savaş meydanında, yahut ölüm döşeğinde olsa da[27] vesaire. Bu durumlarda namazın bütün farzları değişebilir. Değişmeyen tek şey Kur’ân okumadır ve sadece bu namazdır. Bu durumda, Namazın olmazsa olmaz şartının, Kur’ân okumak olduğu anlaşılmaktadır. Yani namaz, hatırlamadan oluşmuş bir ibadettir. Şu ayetler bu durumu doğrulamaktadır; “Cuma günü, namaza çağrıldığınızda, hemen Allah’ın hatırlanmasına (zkr) koşun ve alım satımı bırakın.”[28] “Evet, namaz, utanmazlıktan ve kötülükten alıkor; Allah’ın Hatırlatma’sı (zkr)en büyük şeydir!”[29] Her iki ayette de namazın mahiyeti, zikir/hatırlanma-hatırlatma olarak belirlenmektedir. Aşağıdaki ayetlerde ise namaz, hatırlamanın sebebi ve yeri gibidir. Bizzat Allah’ı anmak için olduğu beyan edilir; “Benden başka tanrı yoktur; öyleyse, bana tap ve beni anmak (zkr) için namazı kıl.[30] “... öyle kimseler ki, onları, Allah’ı hatırlamaktan (zkr), namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ne ticaret, ne de alışveriş alıkor.” [31] Zikir kelimesi bazen, "Zikrullah" biçiminde kullanılır. Bu durumda kast edilenin, Kur’ân mı, namaz mı olduğunu seçmek oldukça zor görülür. Namaz ve Kur’ân olarak anlaşılması da mümkündür. Çünkü temelde ikisi de aynıdır. Ama biz, Kur'ân üslubundan hareketle, namazın tali bir anlam olduğunu, Kur’ân'dan dolayı bu unvanı aldığını akıldan çıkarmamalıyız. İşte şu ayetlerdeki hatırlatmalar da önce kendinden aydınlatan bir otorite (sultan) olarak Kur’ân sonra da namazdır; “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ın hatırlatması (zkr) ile huzura kavuşanlardır. Değil mi ki kalpler, ancak Allah’ın hatırlatması ile huzura kavuşur?”[32] “Öyleyse, kalpleri Allah’ın hatırlatmasına (zkr) karşı katılaşmış olanlara yazıklar olsun![33]Allah, bu Hatırlatmayı devam ettireceğini taahhüt ediyor: “Evet, Hatırlatma’yı biz indirdik. Onu devam ettirecek de elbette biziz.”[34] İlgili ayette, devam ettirmeyi, korumayı anlamlandıran kelime "hfz" kök harflerindendir.[35] Allah, aynı kökten bir kelimeyle, halifesi olan insanın da en büyük hatırlama yeri olan namaza devam etmesini istiyor; “Namazlara ve orta namaza devam edin (hfz); ve Allah’ın huzurunda kendinizi vererek ayakta durun.”[36] Bilinmelidir ki, bu taahhütlerle devam ettirilen ve korunan sadece Kur’ân değil, ilahi hatırlatma cümlesinden olan muhtevanın hepsidir. Bir hatırlatma, elbette, muhatabın hatırlatılan konuda önceden bilgi sahibi olmasını gerekli kılar. Kur’ân’ın hatırlattığı bilgiler, bireysel, nesnel ve toplumsal ayetlerdir. Önceki peygamberlerin öğretilerinden oluşmuş sünnet de, Kur’ân’ın hatırlattığı bu bilgiler kapsamındadır. Kitap ehlinden âlim olanlara, zikir ehli denmesi işte bundandır; “Senden önce de, yalnız, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik; -öyleyse "hatırlatma (zkr)" ehline sorun, eğer bilmiyorsanız,- [37] “Oysa senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını elçi olarak göndermedik. Bilmiyorsanız, Hatırlatma (zkr) ehline sorun!"[38] Kur’ân indiğinde, Tevrat ve İncil’in içeriğinde doğru olanları tasdik ve tashih ederek ebedileştirmiştir. Böylece, ilahi Hatırlatmanın önceki formları iptal edilmemiş, beşerin gelişen seviyesine uygun bir üslupla, yeniden ve son defa korunma taahhüdüne alınmıştır. Nitekim önceki kitaplar da bir Hatırlatmadır. “Rab’lerinden kendilerine yeni bir Hatırlatma gelmesin, onu mutlaka eğlenerek dinlerler.”[39] “Ve hiç kuşkusuz Hatırlatma’dan sonra Zebur’da da...”[40] Kısaca; zikrin, Kur’an üslubundaki esas karşılığı hatırlama ve hatırlatmadır. En büyük hatırlatan Kur’ân, en büyük hatırlama yeri de namazdır. Ün, şeref ve anma gibi anlamlar tali olmakla birlikte Kur’ân’da da kullanılmıştır. Ancak, Kur’ân’ın, yinelenerek söyleme anlamında bir zikirden bahsettiğini söyleyemeyiz. Tasavvuf öğretisinde çok farklı türlerine tanık olduğumuz zikir olayının ise Hz. Peygamberin bazı uygulamalarına isnat edilen haberlere dayandığını kabul etmemizi gerekli kılmaktadır.
AHMET BAYDAR [1] 43/44 [2] Ra’d 13/28 [3] Kehf 18/63 [4] Kehf 18/24. Şu ayetlerde de iki sözcük bir arada kullanılır; “Sonra kendilerine yapılan zikri unutunca, biz, kötülükten alıkoyanları kurtardık.” A’râf 7/165. “Oysa, o iki kişiden kurtulan, ve unuttuktan sonra, hatırlayan dedi ki” Yusuf 12/45. Bu son ayetteki ‘unutma’ anlamı, ‘ümmet’ kelimesini ‘emet’ okuyan müfessirlere göredir. Bkz. Kurtubi, el-Cami’ li Ahkâm’il-Kur’an. [5] Bir ihtiyacı hatırlamak için parmağa ip bağlamaya Arapça’da ‘istizkar’ denir. Bkz. İbnu Menzur, Lisan’ul-Arab, zkr maddesi. [6] A’râf 7/205 [7] Kehf 18/28 [8] Al-I İmrân 3/135 [9] Tâhâ 20/115 [10] Mâide 5/7 [11] İnşirah 94/4 [12] Enâm 6/121 Zkr kökü daha çok, ‘alâ’ harfu ceri ile kullanıldığında bu anlamdadır. Bkz. Mâide 5/4, Hac 22/28, 34, 36. En’âm 6 118, 119, 121, 138. [13] Tekrarlanan yedi, ‘Es-Seb’ul-Mesânî. Bu deyim şu ayettedir. “Ve hiç kuşkusuz, biz sana, ‘Tekrarlanan yedi’yi ve büyük Okuma’yı verdik.” Hicr 15/87, Tekrarlanan kelimesi de şu ayettedir; “Allah, sözün en güzelini, benzeşen ve tekrar edilen bir Kitap olarak indirdi.” Zümer 34/24 [14] Bkz. Buhâr^İ, Sahih, Tefsir, 414, 4280. [15] Buhârî, Sahih, Ezân 775, Tefsir, 4586. Müslim, Sahih, Salat, 746. Neseî, Sünen, Tatbik, 1038. [16] Neseî, Sünen, Tatbik, 1110. [17] Rükularda üç defa, ‘Sübhane rabbiyel azim ve bi hamdihi’ denmesine dair hadislere bkz. Ebu Davud, Darekutnî, Ahmed b. Hanbel ve Taberânî. [18] Secdelerde, ‘Sübhâne rabbiyel a’lâ’ denmesine dair hadislere bkz. Ebu Davud, Darekutnî, Ahmed b. Hanbel, İbnu Mâce ve Taberânî. [19] Müslim, Sahih, Mesâcid, 939. Ebu Davud, Sünen, Salât, 1286. Tirmizi, Sünen, Salât, 375. [20] Buharî, Sahih, Kitabu Bidi’l Halk, Hadis No: 2953, Kitabu’t-Tevhîd, Hadis no: 6868. [21] Nahl 16/13 [22] 38/1-2 [23] 21/10 [24] 54/17 [25] Kamer 54/17 [26] En’âm 6/90. “Kitap ki, sana indirildi, -ondan dolayı kalbinde hiçbir sıkıntı olmasın!- kendisiyle uyarman için ve inananlara bir hatırlatma olsun diye.” A’râf 7/2. [27] İşte bu nedenle, kolay namaz kılınmasına izin verilmiş, sonraya bırakılmasına müsade edilmemiştir. Yani namaz vakitli bir farzdır (Nisa 4/103). Oysa, diğer ibadetlerin zor zamanlarda tehir edilmesine ya da yerine fidye verilmesine izin verilmiştir. [28] Cuma 62/9-10 [29] Ankebut 45 [30] Tâhâ 20/14 [31] Nur 24/36-37 [32] 13/27-28 [33] 39/22-23 [34] Hicr 15/9 [35] ‘hâfizun’ bkz. Hicr 15/9 [36] Bakara 2/238 [37] Nahl 16/43 [38] Enbiyâ 21/7 [39] Enbiyâ 21/2 [40] Enbiyâ 21/105 |
|
