|
EVET
Oruç Ülkesi
21. Yüzyılda Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
Musa-İsa-Muhammed
AHİR ZAMAN İLMİHALİ
Sünnet ve Hadis
Recep ve Şaban Kokularını Ramazan'dan Aldılar
İSTİÂZE - III (Neûzü Billah)
ISLAHAT HAREKETİ
EVET
Kul!
Sahipleniyor cihanı, ağzı da ne büyük yutacak
Tekmil veriyor varlık
Tüm ordular secdede
Ölüyken bir zamanlar, hayali var şimdi
Ölümü ateşe atacak!
Oruç Ülkesi
Oruç Ülkesi
Sezai KARAKOÇ
Oruç, metafizik âleme açılan pencerelerin ortamıdır mümin için. Fizik karartıların gönül ışığıyla silinişi. Öteleri görüş ve ötelere eriş, maddi perdelerin inceltile inceltile öteyi gösterir hale getirilişi.
21. Yüzyılda Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
*21.Yüzyılda
Küresel Yönetişim ve Üniversiteler
Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU
Ben her şeyden önce, bu sene eğitim faaliyetlerine başlayacak olan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin ülkemizin entelektüel dünyasına, eğitim dünyasına ve sadece ülkemizin değil küresel alanda da dünya kültürüne katkı yapacağı ümidiyle hayırlı olsun diyorum. Gerçekten Türkiye son dönemde eğitim alanında, özellikle üniversitelerin yaygınlaşması anlamında çok ciddi atılımlar yaşadı. İnşallah bu üniversitelerimiz kısa zamanda ulusal sınırları aşıp uluslararası ölçekte de çok önemli bilimsel çalışmalara öncülük edecekler.
Musa-İsa-Muhammed
Burada ve Şimdi
Ali İZZETBEGOVİÇ
İslâm tarihi iki kısma ayrılır: Muhammed (a.s) den evvel ve sonra. Birincisini ve onun bilhassa Yahudilikle ve Hıristiyanlığı içine alan son kısmını dikkate almadan ikincisini (asıl İslâm tarihini) tamamen anlamak mümkün değildir.
AHİR ZAMAN İLMİHALİ
İhsan ELİAÇIK
Türkiye’nin saygın ilahiyat akademisyenlerinden değerli hocam Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun “Âhir zaman ilmihâli” adlı son çıkan eseri, adından da anlaşılacağı gibi “Yaşayan ilmihâl” olma iddiasıyla kaleme alınmış…
Sizlere, bu makalede, yaz boyunca okuyabileceğiniz bu güzel eseri tanıtmak istiyorum.
Eser, İslam’a yönelik temel bakış açısı, konuları ile alış biçimi, zamanın ruhunu yakalamaya çalışan perspektifi ve en temel iddiası olan “âhir zamanın” yani son zamanların/yaşadığımız çağın meseleleri üzerinde yoğunlaşmasıyla “inşa” çağı ilmihali olma özelliğine sahip.
Sünnet ve Hadis
Sünnet ve Hadis
Prof. Dr. FAZLUR RAHMAN
Geçen kısımda, Hadis’in temel konularından bazılarını “objektif olarak”, hadise sıkıca bağlı ve duyarlı kimselerin nazarında ise acımasızca ve hatta belki de haksız bir şekilde inceledik.
Recep ve Şaban Kokularını Ramazan'dan Aldılar
Recep ve Şaban Kokularını
Ramazan’dan Aldılar
Mustafa İSLAMOĞLU
Halkın tasavvurunda “Üç Aylar” diye şöhret bulmuş. Bu şekliyle bir delile dayanmasa da, özde sahih bir delilden yola çıkılarak şöhret bulmuş bir ifade. Üç aydan kasıt, ardı ardına gelen kamerî aylar olan Receb, Şaban ve Ramazan.
Rasûlullah’ın bu ayların ilki olan Receb girince “Allahümme barik lena fi recebe ve şa’bân, ve belliğna ramazan: Allah’ım Receb ve Şaban’ı bize bereketli kıl ve bizi Ramazan’a erdir” diye dua ettiği rivayeti sabit.
İSTİÂZE - III (Neûzü Billah)
N e û z ü B i l l a h
Ahmet BAYDAR
Yazımızın önceki iki bölümünden anlaşılmış olmalıdır ki Kur’ân’da teklif edilmiş olan “istiâze” nin hakikati, ilahî mesajın tebliği esnasında (yani Kur’ân okunduğunda) karşılaşılacak meşakketli durumlarda Allah’a sığınmaktır. Bizce Mushaf’ın son suresinde teklif edilen “sığınma”da da bu hakikate işaretler bulunmaktadır.
ISLAHAT HAREKETİ
TOPLUMUN DEĞİŞİMİ
Malik Bin Nebi
Bir toplum kendi içindeki değiştirmedikçe, kuşkusuz
Allah da o toplumun bulunduğu durumu değiştirecek değildir.
Ra’d/11
|
| iBN TEYMiYE’YE GöRE KELÂM VE KELÂMCILAR - I |
|
|
|
| Kur'an - Kelam | |
|
İBN TEYMİYE’YE GÖRE KELÂM VE KELÂMCILAR - I Doç. Dr.Hüseyin AYDIN* Özet Özgün ve eleştirel yaklaşımlarıyla İbn Teymiye’nin İslam düşüncesinde önemli bir yeri vardır. Kelâmî akılcılığın, Selefin yolundan ayrıldığını düşünen İbn Teymiye Selefin mezhebini canlandırmak için nassçı akılcılığı olabildiğince genişletmeye çalışmıştır. İbn Teymiye hariçten getirilen terminoloji, yöntem ve delillere tabi olma durumuna düşen dinî hüküm ve haberlerin zamanla az çok mahiyetlerini ve asliyetlerini kaybedeceği endişesini taşımaktadır. Diğer yandan Kur’an terminolojisiyle sınırlı bir akliliğin pratikteki imkanının önündeki güçlüğü gördüğü için de bu problemi aşmak maksadıyla yeni bir yöntem oluşturmuştur. Böylece İslam kelâmı ile nasslar arasında gördüğü mesafeyi kaldırmayı hedeflemiştir. İlk Selefîlerde bulunmayan tartışmacı ve tenkitçi üslûbu ile o, Selefiye’ye yeni bir yaklaşım tarzı ve usûl kazandırmıştır. Rasyonalist yöntemin spekülasyonlarını gereksiz ve güvenilmez olarak görmüştür ve yaklaşımlarına empirist bir tavır renk vermiştir. Biz bu makalede İbn Teymiye’nin kelâmcılara yönelttiği bazı eleştirileri ele alarak, onun yaklaşımlarının altında yatan zihniyeti ve onun yeni hareketinin karakterlerini analiz etmeye çalıştık.
Takıyyuddin Ebu’l-Abbas b. Abdilhalim b. Teymiye 661/1263 yılında Harran’da doğmuş, ilim ehli bir aileye mensup Hanbelî âlimlerindendir. Babası ve ailesiyle 667’de Şam’a gelmiştir.[1] Burası o dönemde Kahire’den sonra önemli bir İslam kültür merkeziydi.[2] İbn Teymiye hicrî 700’de Moğollarla yapılan savaşlarda aktif rol oynamış, bizzat savaşmış, saflar arasında dolaşarak askerlere moral güç kazandırmak için gayret sarf etmiştir.[3] İbn Teymiye Tatar’larla savaşmadan önce de Kazan’a giden delegasyon içinde yer almış, heyetin sözcülüğünü yaparak Tatar hanını savaştan vaz geçirmeye çalışmıştır.[4] Mısır, İskenderiye ve Şam hapishanelerinde bir çok kez tutuklu kalan İbn Teymiye’nin bir keresinde kitapları ve kalemi elinden alınıp ilmî mütalaâlarına dahi engel olunmuştur. Bu muamele kendisine çok ağır gelen İbn Teymiye bundan sonra kendini ibadete verdiyse de 20 gün sonra, tutuklu bulunduğu Şam kalesinde 728/1328 yılında hastalanıp vefât etmiştir. Cenazesinde on beş bin kadın ve iki yüz bin erkeğin hazır bulunduğu rivayet edilmiştir.[5] Onun görüşleri, hem kendi devrinde, hem de kendisinden sonraki devirlerde sürekli ilgi merkezi olmuştur. Baskılar, sürgünler ve hapis cezalarına rağmen Selefin yolu olarak gördüğü çizgiden ayrılmamıştır. Ölünceye kadar “Ehl-i sünnet” olarak tanımladığı Selef yolunu savunmuş, ondan her türlü ayrılığı sapma olarak değerlendirip tenkit etmiştir. İbn Teymiye hadis ilimlerine son derece vâkıf bir hadisçidir. O, hadis ve fıkhın yanı sıra başta kelâm olmak üzere felsefe, mantık ve tasavvuf gibi tefekküre dayalı ilimler alanında temayüz etmiş bir âlimdir. O hadiste “hâfız” derecesinde bir otorite, müctehid bir fıkıhçı, üstün yetenekli bir müfessir, kelâm konularını ve tartışmalarını en ince ayrıntılarına kadar bilen biridir. Âyetler ile istidlâlde üstün mahareti olup, tefsirlerde işlenen bir çok hatayı ortaya çıkarmıştır. Önce Kur’an’ı ezberlemiş, matematik okumuş, Arapça gramerinde otorite sahibi bir âlim olmuştur.[6]Meseleleri derinliğine inerek öğrenirdi. Kuvvetli bir hafızaya sahip olmasının yanı sıra hazır cevap olmasıyla da bilinirdi. Üstün bir beyân kudretine sahip bir hatip idi. Muasırları onun keskin sözlü oluşunda birleşmektedirler. Ulaştığı sonuçları açıklamaktan korkmayan, Selef hariç diğer ekollerin hemen hepsine bir çok eleştiri yönelten bir münekkittir.[7] İbn Teymiye İslâm öncesi Arapların yaşantılarını çok iyi bildiği gibi eski Mısırlılar, İranlılar, Keldânîler, Babilliler gibi milletler hakkında da oldukça geniş malûmata sahiptir. Bu özelliği ile İslam’a giren bâtıl inançların ve hurafelerin kaynağını ve mahiyetini ehliyet ve isabetle tespit edebilmiştir.[8] XIV. yüzyıldan sonra, her tecdit hareketinde İbn Teymiye, ilgi odağı olmuştur. Bu bakımdan da o, İslam’ın özünde olmayan her hurafenin, lüzumsuz kör taklitlerin, İslam’ın aslına uymayan her türlü aşırı bağnazlık ve şartlanmışlığın karşısında yer almıştır.[9] İbn Teymiye itikâdî fırkalar hakkında çok geniş malumat sahibidir. Bu fırkalarla ilgili bilgisi sadece “Fırak kitapları” ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda üzerinde münakaşa edilmiş metinlerin incelenmesini de kapsar.[10] İbn Teymiye Cehmiyye ve Râfızîler gibi Selefin yolundan ayrıldığını düşündüğü bazı kelâmcılara ağır eleştiriler yöneltirken, Kur’an’a sadık kaldıklarını düşündüğü kelâmcıları tasvip etmektedir.[11] Kendisinden önce İslâm düşüncesine yön vermiş olan Gazâlî (v.505/1111) ve İbn Rüşd (v.594/1197) gibi ilim ve fikir adamlarının eserlerine vâkıf olan İbn Teymiye bilhassa Gazâlî’nin filozoflara, İbn Rüşd’ün de Eş‘arîler’e yönelik tenkitlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir.[12] Ona göre Selef en hayırlı guruptur. Onlar Kitap ve sünnete uymuş, bid‘atlerden[13] uzak durmuşlardır. Kelâm ilminin Selefin metodundan ayrıldığını düşünen İbn Teymiye ve İbn Kayyim el-Cevziye (v. 751/1350), Selefiye mezhebini Eş‘ariyye mezhebine karşı koymak suretiyle yeniden canlandırmaya çalışmışlardır.[14] Eyyübiler, Eş‘arî mezhebine aşırı bir önem vermişler ve kendi dönemlerinde bu mezhebin benimsenmesini teşvik etmişlerdi.[15] O dönemde Eş‘ariyye mezhebi Gazâlî ve Fahreddin er-Razî (v.606/ 1210) ile birlikte ağırlık kazanmış, Selefiye zayıflamıştı.[16] İbn Teymiye’nin ilim çevresine katılmasının Eş‘arîliğin Cüveynî (v.478/1085), Gazâlî ve Râzî gibi önemli simalarla ulaştığı en parlak dönemine rastlaması, Selefiye’yi canlandırabilmesi için tenkitlerini özellikle son dönem Eş‘arî kelâmcılara yöneltmesine neden olmuştur. Bu eleştirilerini güçlendirmek için de ilk dönem ile son dönem Eş‘arî kelâmcıların yöntem ve görüş faklılıklarına sık sık atıflarda bulunmuştur. İbn Teymiye taraftarlığını yaptığı Selefiye cephesinin en güçlü temsilcisi olarak ortaya çıkmış ve Selefiye’ci hareketi kendisiyle özdeşleştirmiştir.[17] İbn Teymiye İslâm akîdesi ve düşüncesini çeşitli fikir akımları ve yabancı tesirlerden uzak tutmak isteyen bir muhafazakar, Selefî gelenekçi, büyük ölçüde te’vile yer vermeyen bir literalist, akıl-nakil tartışmalarında nassçı akılcılıktan yana bir düşünür olma özellikleriyle dikkat çeker. Macit Fahri, literalist düşüncenin İbn Teymiye ve İbn Hazm (v. 456/1064)gibi meşhur otoritelerin elinde yeniden nüksetmesiyle akılcılık karşıtlığının en yüksek noktasına ulaştığı kanaatindedir.[18] Hanbelîlik sonradan üzerinde büyük etkisi bulunan İbn Teymiye tarafından geliştirilmiştir.[19] Bununla birlikte İbn Teymiye Hanbelî mezhebinin yaklaşımlarını peşinen kabul etmemiş, “mezhepte müçtehit” tavrı sergilemiştir.[20] İbn Teymiye oldukça üretken bir yazardır. Kaynaklarda ona yedi yüzü aşkın eser nispet edilmektedir. Bunların elliyi aşkını akaid ve kelâm eseri sayılabilir.[21] Eserlerinde araştırmacı, üretken bir kişilik sergileyen İbn Teymiye’nin yaşadığı dönemin çalkantıları, düzensiz hayat seyri ve münekkit yapısı eserlerindeki sistematiği olumsuz etkilemiştir. Eserlerindeki tekrarlar da bir başka olumsuzluk olarak göze çarpar. İbn Kayyim, İbn Teymiye’nin eserlerini guruplara ayırmak suretiyle 341 tanesinin isimlerini kaydetmiştir.[22] ez-Zehebî (v. 748/1347), İbn Kayyim ve İbn Kesîr (v. 774/1372), onun en meşhur takipçilerindendir.[23] Çağdaş araştırmacı A. Sabra, İbn Teymiye’nin ele aldığı problemlerin çoğunlukla kelâmcıların ele aldıkları konular olduğunu kabul etmekle beraber onu kelâmcı saymamaktadır; zira ona göre kelâmcı, inançlarını vahye dayandırmaz. İbn Teymiye’nin Allah’ın varlığını fıtrat’a (zihne doğuştan yerleştirilen) ait bir olgu olduğuna inanmasının bu kriteriyle paralellik taşıdığını düşünmektedir.[24] Bununla birlikte onun tenkitçi, tartışmacı olduğunu biliyoruz. İbn Rüşd, kelâm ilmini cedelden ibaret görmüştür. Bu açıdan bakılınca da kelâm ilmini şiddetle reddeden İbn Teymiye’yi iyi bir kelâmcı olarak görmek pekâlâ mümkündür. İlk Selefîlerde bulunmayan bu cedelciliğin İbn Teymiye’de bulunması aynı zamanda onun temsil ettiği hareketin de bir özelliği olmuştur.[25] Diğer yandan onun kelâm konularındaki sözlerine baktığımızda çoğu kez ortaya attığı pek çok görüş, diğer bir kısımkelâmcının görüşlerine denk düşmektedir. İbn Teymiye, Selefin ilk sade akîdesine radikal bir biçimde dönmeyi talep etmesi, bir bakıma tarihî mirası, bilgi birikimini ve kültürü ret ve tasfiye anlamına gelmesi hasebiyle tepki ile karşılanmıştır. Yine İbn Teymiye’nin yeni Hanbelîlik hareketinin cedelci, münakaşacı ve sert üslûbu, gösterilen tepkinin diğer nedenleridir. İbn Teymiye hareketinin esas gayesi, İslam’ı, sonradan ilâve edilmiş bid‘at mahiyetindeki îtikad ve amellerden arındırıp onu sahabe dönemindeki ölçüler içinde ortaya koymaktır. O, İslâm dinini, ilk muhataplarının anladığı biçimde Arapça’nın kelime ve cümle yapısına sadık kalarak ve ilk safveti ve sadeliği içinde anlama ve pratize etmenin gerekliliğini savunmuştur. Böylece hem îtikadî, hem pratik sebepler onu böyle hareket etmeye mecbur etmiştir.[26] İbn Teymiye hareketi, zaman içerisinde İslâm ilimlerinde ve özellikle de kelâm ilminde bir takım içtihatların akîdeye dönüştürülmesi sonucu bağladığı kabuğu kırma faaliyetidir. Her ne kadar nassçı ve literalist eğilimi ağır basıyorsa da taklit ve hurafe hastalığının açtığı yaralara Kur’an ve sünnet merkezli bir öze dönüş talebiyle neşter vurması önemlidir. İbn Teymiye nassçı ve yenilikçi bir öğretiyi savunmuştur.27 Eleştirel yaklaşımlarıyla o, öyle gayretli ve yorulmaz biriydi ki skolastizme karşı çok engin bir isyanı ateşlemiştir.28 Bid‘at ve hurafelerle mücadelesi dikkat çekmiştir. Bid‘at ve hurafelere karşı çıkmak, taklide karşı çıkmanın ve aklîleşme sürecinin de ilk basamağını teşkil etmiş ve bu sebeple İslam düşünce tarihinde İslâm modernizminin temsilcileri sayılan Muhammed Abduh (1849-1905), Reşit Rıza (1865-1935) ve Fazlur Rahman’ın (1919-1988) ilham kaynağı olmuştur.29 İbn Temiyye naklî ilimlerde ileri seviyede olduğu gibi, felsefe ilimlerini, mantık ve kelâm ilmini de tahsil etmiştir. Bu ilimlerin tenkidi için birtakım prensipler de belirlemiştir.30 Onu en çok meşgul eden, îtikadî ve fikrî meselelerdir. Onun çağına kadar Selefîler ve hadîs ehli mevcut olmakla beraber Sünnî itikadını geniş ölçüde Eş‘arî kelâmı ve tasavvuf temsil ediyordu. İbn Teymiye Sünnî ekolün savunduklarıyla Kur’an ve sünnet arasında uyumsuzluk olduğu kanaatindedir. Bu yüzden, Sünnî kelâmıyla nasslar arasında gördüğü mesafeyi kaldırmak onun hedefi olmuştur. Kelâmcılar gibi İbn Teymiye de dinî kaynakları tanımayan ve yalnızca aklî delillere dayanarak tartışma yapanlara karşı kendi kavramlarıyla ya da onların kavramlarının yerini tutabilecek uygun terimlerle mücadele etmenin onların karşısında susmaktan daha hayırlı olduğunu kabul eder. Hasım olarak gördüğü filozoflar, Mu‘tezile ve Eş‘arilerin istidlâllerini öğrenmiştir. Selef dışındaki fırkaların görüşlerini tenkit etmek için çok ciddi bir öğrenim süreci geçirmiştir.31 O, önce kelâmcı ve filozofların görüşlerine derinlemesine vakıf olmuş, sonra onlara sert tenkitlerini yöneltmiştir. Ebû Rîde’nin belirttiği gibi bir çok kelâmcı, İbrahim en- Nazzâm’ın (v.231/ 849) ve filozofların, “cüz”ün sonsuz bölünmesine karşı çıkanlarla, sonsuz bölünmesinin bi’l-kuvve mi yoksa bi’l-fiil mi olduğu noktasındaki tartışmaların bağlamını kaçırdığı halde, bu tür bir istidlâle karşı olmakla beraber İbn Teymiye böyle bir konuda bile tartışmanın bağlamını ve detaylarını yakalayabilmiştir.32 İbn Teymiye, Selefin ilk sade akîdesine radikal bir biçimde dönmeyi talep etmesi, bir bakıma tarihî mirası, bilgi birikimini ve kültürü ret ve tasfiye anlamına gelmesi hasebiyle tepki ile karşılanmıştır. Yine İbn Teymiye’nin yeni Hanbelîlik hareketinin cedelci, münakaşacı ve sert üslûbu, gösterilen tepkinin diğer nedenleridir. İbn Teymiye hareketinin esas gayesi, İslam’ı, sonradan ilâve edilmiş bid‘at mahiyetindeki îtikad ve amellerden arındırıp onu sahabe dönemindeki ölçüler içinde ortaya koymaktır. O, İslâm dinini, ilk muhataplarının anladığı biçimde Arapça’nın kelime ve cümle yapısına sadık kalarak ve ilk safveti ve sadeliği içinde anlama ve pratize etmenin gerekliliğini savunmuştur. Böylece hem îtikadî, hem pratik sebepler onu böyle hareket etmeye mecbur etmiştir.26 İbn Teymiye hareketi, zaman içerisinde İslâm ilimlerinde ve özellikle de kelâm ilminde bir takım içtihatların akîdeye dönüştürülmesi sonucu bağladığı kabuğu kırma faaliyetidir. Her ne kadar nassçı ve literalist eğilimi ağır basıyorsa da taklit ve hurafe hastalığının açtığı yaralara Kur’an ve sünnet merkezli bir öze dönüş talebiyle neşter vurması önemlidir. İbn Teymiye nassçı ve yenilikçi bir öğretiyi savunmuştur.27 Eleştirel yaklaşımlarıyla o, öyle gayretli ve yorulmaz biriydi ki skolastizme karşı çok engin bir isyanı ateşlemiştir.28 Bid‘at ve hurafelerle mücadelesi dikkat çekmiştir. Bid‘at ve hurafelere karşı çıkmak, taklide karşı çıkmanın ve aklîleşme sürecinin de ilk basamağını teşkil etmiş ve bu sebeple İslam düşünce tarihinde İslâm modernizminin temsilcileri sayılan Muhammed Abduh (1849-1905), Reşit Rıza (1865-1935) ve Fazlur Rahman’ın (1919-1988) ilham kaynağı olmuştur.29 İbn Temiyye naklî ilimlerde ileri seviyede olduğu gibi, felsefe ilimlerini, mantık ve kelâm ilmini de tahsil etmiştir. Bu ilimlerin tenkidi için birtakım prensipler de belirlemiştir.30 Onu en çok meşgul eden, îtikadî ve fikrî meselelerdir. Onun çağına kadar Selefîler ve hadîs ehli mevcut olmakla beraber Sünnî itikadını geniş ölçüde Eş‘arî kelâmı ve tasavvuf temsil ediyordu. İbn Teymiye Sünnî ekolün savunduklarıyla Kur’an ve sünnet arasında uyumsuzluk olduğu kanaatindedir. Bu yüzden, Sünnî kelâmıyla nasslar arasında gördüğü mesafeyi kaldırmak onun hedefi olmuştur. Kelâmcılar gibi İbn Teymiye de dinî kaynakları tanımayan ve yalnızca aklî delillere dayanarak tartışma yapanlara karşı kendi kavramlarıyla ya da onların kavramlarının yerini tutabilecek uygun terimlerle mücadele etmenin onların karşısında susmaktan daha hayırlı olduğunu kabul eder. Hasım olarak gördüğü filozoflar, Mu‘tezile ve Eş‘arilerin istidlâllerini öğrenmiştir. Selef dışındaki fırkaların görüşlerini tenkit etmek için çok ciddi bir öğrenim süreci geçirmiştir.31 O, önce kelâmcı ve filozofların görüşlerine derinlemesine vakıf olmuş, sonra onlara sert tenkitlerini yöneltmiştir. Ebû Rîde’nin belirttiği gibi bir çok kelâmcı, İbrahim en- Nazzâm’ın (v.231/ 849) ve filozofların, “cüz”ün sonsuz bölünmesine karşı çıkanlarla, sonsuz bölünmesinin bi’l-kuvve mi yoksa bi’l-fiil mi olduğu noktasındaki tartışmalarının bağlamını kaçırdığı halde, bu tür bir istidlâle karşı olmakla beraber İbn Teymiye böyle teknik bir konuda bile tartışmanın bağlamını ve detaylarını yakalayabilmiştir.32 İbn Teymiye, insanın müşahede ve tecrübe alanı içinde bilgi sahibi olabileceğini kabul etmekle birlikte, bu bilgi edinme araçlarını aşan konularda metafizik sahada vahyin rehberliğini esas alır. O, Platon (İ.Ö.427-347) gibi rasyonalistlerin küllîlerinin a‘yândan (cevher) kopuk olduğu, ayaklarının yere basmadığı yani aklî spekülasyonlarının deney, tecrübe ve algı verilerine dayanmaması nedeniyle güvenilmez olduğu düşüncesindedir.33 Buna göre İbn Teymiye empirist yönü ağır basan bir düşünür görünümündedir. Ayrıca İbn Teymiye tenkit ettiği konularda birinci el kaynaklara ulaşmayı gerekli görmüştür. Onun Haricîler ile ilgili şu sözleri bu yaklaşımını göstermektedir: “Haricîler’in görüşlerini kendilerinden değil başkalarının onlardan yaptıkları nakillerden öğreniyoruz, aslî kaynaklarından öğrenemiyoruz.”34 Bu tavrı onun değerlendirme, araştırma ve incelemelerinde bilimsel dürüstlüğü gözettiği ve sübjektiflikten sakınmaya önem verdiğini göstermektedir. İbn Teymiye kendisine yöneltilen müşebbihe ithamının Selefe de yapılmış haksız bir tenkit olduğunu söyleyerek reddeder. Buna Amr b. Ubeyd’in (v.144/762) “Abdullah b. Ömer Haşevî idi” sözünü örnek gösterir. “Mu‘tezile Rafızîleri ve Ehl-i Sünneti Haşeviyye olarak isimlendirmiştir. Halbuki Allah’ın cisim olduğunu söyleyen ilk kimse Hişam b. Hakem (v.195/810)dir.”35 İbn Hanbel’in (v.241/855) müşebbihe olduğu iddiası karşısında onun değil, bir kısım tabîlerinin müşebbihe olduğu savunmasını yapar.36 Selefiye mensubu çağdaş araştırmacı Osman b. Ali’ye göre Selef, sıfatlar konusunda ehl-i tâtil ile müşebbihenin ortasındadırlar. Ne teşbihe düşerler ne de sıfatları nefyederler. Kader konusunda da Allah’ın kudretini, dilemesini ve yaratmasını inkar edenler ile kulun iradesini, seçmesini, kudretini ve fiilini inkar edenler arasındadırlar. Günah konusunda büyük günah sahibini tekfir edenler ile fasıkla peygamberlerin imanını bir görenler arasında orta yolda bulunmaktadır.37 İbnTeymiye’ye göre Selef en hayırlı guruptur. Onlar, Kitap ve Sünnete uymuş, bid‘atlerden uzak durmuşlardır.38 Burada akla şöyle bir soru gelmektedir: Acaba İbn Teymiye’nin ortaya koyduğu bu akide gerçekten Selef akîdesi miydi? Keller, İbn Teymiye’nin yenilik düşüncesi ile Selef akîdesi arasında ince bir ayrılık olduğunu söyler. Buna başka araştırmacılar tarafından da işaret edilmiştir. Konuyu en iyi şekilde ele alan eser, M. Mansur ‘Uveys’in 1970 Kahire baskılı, “İbn Teymiye Leyse Selefiyyen” isimli çalışmasıdır. Keller’e göre bu ve aynı türden kitapları samimi olarak okuyan herkes bu ince ayrılığın farkına varmadan edemez. İmam Ahmed’in gerçek akîdesi çok basit, tutarlı ve esasen müteşabih nassların anlamları hakkında bilgi iddia etmeden, Allah’a havale etmekten ibaret kapalı bir tutum olan “tefviz”den ibaretti.39 Bununla beraber Selefin te’vil etmemesi onların müteşabihâtın manalarını bilmedikleri anlamına da gelmez.40 İbn Teymiye Selefin çizdiği çerçeveyi aşmış, yeni bir çerçeve ortaya koymuştur. Bu nedenle onunla başlayan müteahhir Selefîlik yeni bir okuldur. Kelâmcılar ve nassçılar zaman zaman birbirlerini zemmetmişlerdir.41 İbn Kayyim, İmam Şafiî’nin (v.204/819) kelâmcıları zemmetmesinin meşhur olduğunu söyler.42 Yine Ahmed b. Hanbel kelâmcıların asla doğruyu bulamayacağını ve onların zındık olduklarını söylemiştir.43 İbn Teymiye, Ebû İsmail el-Herevî’nin (v.481/1088) sıfatları nefyetmelerinden dolayı Cehmiyye’yi zemmetmek için “Tekfiru’l-Cehmiyye” adıyla bir kitap yazmasını bir aşırılık olarak değerlendirir. İbn Teymiye sıfatlar konusundaki anlayışından ötürü Mu‘tezile veya Eş‘ariyye’yi tekfir etmemiştir. Bu meyanda bir müddet camilerde Eş‘arîlere lanet okutulmasını da aşırılık olarak görmüştür.44 İbn Teymiye hayatının son günlerinde Müslümanlardan hiç kimseyi tekfir etmediğini bildirmiştir.45 İbn Teymiye’ye göre Eş‘arî, Selef ile Cehmiyye’nin fikrî aralığında bulunur. Birinin (Selef’in) görüşlerini, ötekinin (Cehmiyye) ise akılcı usûlünü almıştır. Ona tabi olanların kimi Selefe, kimi de Cüveynî ve tabileri gibi Cehmiyye’ye meyletmişlerdir.46 Selefe Bâkillânî (v.403/1013) Cüveynî’den; Eş‘arî, Bâkillânî’den; İbn Küllâb (v.240/853) Eş‘arî’den daha yakındır.47 İbn Teymiye, Eş‘arî ve Bâkillânî’nin Hanbelî mezhebine mensup olduklarını ispatlamak için onların yazdıkları mektuplarında “Hanbelî” nispetini kullandıklarını söyler.48 Ancak bize göre Eş‘arî ve Bâkillânî bazı görüşlerinde İbn Hanbel’i takip etmiş olsa bile birer kelâmcı olmaları nedeniyle farklı bir çizgide olmuşlardır. Bunları yeni ortaya çıkan bir mezhebin kendini kabul ettirme girişimleri olarak görmek de mümkündür. İbn Teymiye’nin hayatı, şahsî ve fikrî yapısı hakkındaki bu değerlendirmelerden sonra onun kelâmcılara yönelttiği metodik tenkitlere değinmek istiyoruz. ----------------------------------------------------------
*İnönü Üniversitesi İlahiyat Fak. Öğr.Üyesi. [1]Bezzâr, Ebû Hafs Ömer b. Ali, el-‘Âlâmu’l-‘İlliyye fî Menâkıbı İbn Teymiyye, thk. Z. Şâvîş, Beyrut, 1400, 16; Kerâmî, Mer‘î b. Yusuf, eş-Şehâdetu’z-Zekiyye, thk. N. Abdurrahman, Beyrut, 1404, 24.[2] Herras, M. Halil, İbn Teymiye es-Selefî Nakduhu li Mesaliki’l-Mütekellimîn ve’l-Felasife, Beyrut, 1984, 25. [3] Herras, a.g.e. 15-16. [4] Anonim, “İbn Teymiye”, http://www.usc.edu/dept/MSA/introduction/wasiti/taimiyah_3.html [5] Kannûcî, Sadîk, Ebcedu’l-Ulûm, thk. Abdülcebbâr, Z. Beyrut, 1978, 133-135; İbn Hacer, ed-Dürerü’l-Kâmine, y.y. t.y. 178. [6] Zehebî, Ebû Abdillah, Mu‘cemü’l-Muhaddisîn, thk. M. Habîb, Tâif, 1408, 122; Suyûtî, Celâlüddin, Tabakâtü’l-Huffâz, Beyrut, 1403, 520, 521; Kannûcî, a.g.e. III/130-131. [7] Ebû Zehra, İbn Teymiye, Çev. Heyet, İst, 1988, 102-113. [8] Uludağ, Süleyman, “İbn Teymiye”, (Heyet, İbn Teymiye Külliyatı I İçinde), İst. 1986, I /50. [9] Sarıkavak, Kazım, “İbn Teymiye’ye Göre Felsefe ve Filozoflar”, Felsefe Dünyası, sa:24, Ankara, 1997, 64. [10] Laoust, Henry, İslâm’da Ayrılıkçı Görüşler, Çev. E. Ruhi Fığlalı, Sabri Hizmetli, İst. 1999, 287. [11] İbn Teymiye, Takiyüddin, Der’ü Te‘âruzi’l-‘Akl ve’n-Nakl, thk. M. Reşâd Sâlim, Riyad, 1971, V/172-179. [12] Özervarlı, M. Sait, “İbn Teymiye”, D.İ.A. İst. 1999, XX / 412. [13] İslâm düşüncesinde “bid‘at” teriminin yeri hakkında geniş bilgi için bkz. Özler, Mevlüt, İslâm Düşüncesinde Ehl-i Sünnet Ehl-i Bid‘at Adlandırmaları, Erzurum, 2001, 55-85. [14] Herras, a.g.e. 23, 43. [15] Ebû Zehra, a.g.e. 28. [16] Herras, a.g.e. 23. [17] Uludağ, “İbn Teymiye”, I /58. [18] Macit Fahri, İslâm Felsefesi Tarihi, Çev. Kasım Turhan, İst. 1987, 249. [20] Moh Ben Cheneb, “İbn Teymiye”, M.E.B.İ.A. Eskişehir, 1997, c.V/II, 826. [21] Bkz. Koca, Ferhat, “İbn Teymiye”, D.İ.A. İst. 1999, XX / 394-395. [22] İbn Kayyim el-Cevziyye, Esmâu Müellefâti Şeyhi’l-İslâm İbn Teymiye, thk. S. Müncid, Beyrut, 1983/1403, 1-30. [23] Nasırûddin Muhammed b. Ebi Bekr, er-Reddü’l-Vâfir, thk. Z. Şâviş, Beyrut, 1393, 31-36, 68-69, 92-95. İbn Teymiye’nin öğrencilerinin ve onun ünlü takipçilerinin geniş bir listesi ve biyografileri için bkz. a.g.e. 26-137. [24] Ess, J. Van, “İslâm Kelâmı’nın Başlangıcı”, Çev. Şaban Ali Düzgün, A.Ü.İ.F.D. c.41, Ank. 2000, 420. [25] Uludağ, “İbn Teymiye”, I /59. [26] Uludağ, “İbn Teymiye”, I /35. [27] Anonim, “Ibn Taymiyya, Taqiyy ad-Din Ahmad”, http://www.encyclopedia.com/html/I/IbnT1aymi.asp [28] Soumaya Ghannoushi “Modernists”, http://www.islam21.net/pages/keyissues/key1-20.htm [29] Koca, a.g. yer, XX / 404. [30] Şimşek, M. Sait, “İbn Teymiye”, http://www.sevde.de/islam_Ans/ii/ibn_teymiye.htm [31] İbn Teymiye, Der’ü Te‘âruz, I/231. [32] İbn Teymiye, Beyânu Telbîsi’l-Cehmiyye fî Te’sisi Bida'ihimi’l-Kelâmiyye, thk. Muhammed b. Abdurrahman, Mekke, 1392, I/285, 496-498. Bkz. Ebû Rîde, Abdülhâdî, İbrahim en-Nazzâm’da Tabiat Anlayışı, Takdim ve Notlarla Çev. Hüseyin Aydın, Malatya, 2001, 66 vd. [33] İbn Teymiye, Der’ü Te‘âruz, VIII/219. [34] İbn Teymiye, el-Furkân Beyne’l-Hak ve’l-Bâtıl, (Mecmûu’l-Fetâvâ İçinde), y.y. t.y. XIII/49. [35] İbn Teymiye, Der’ü Te‘âruz, III/186. [36] İbn Kudâme el-Makdisî, el-Ukûdu’d-Düriyye, thk. M. Hâmid, Beyrut, t.y. 251. [37] Hasan, Osman b. Ali, Menhecu’l-İstidlâl alâ Mesâili’l-İ‘tikâd, Riyad, t.y. I/46-47. [38] Herras, a.g.e. 43. [39] Keller, N. “Literalism and the Attributes of Allah”, http://www.themodernreligion.com/basic/literalism.htm; İbn Hanbel, er-Reddü ale’z-Zenâdıka ve’l-Cehmiyye, Kahire, 1393, 37. [40] Şimşek, Said, Kur’an’ın Anlaşılmasında İki Mesele, y.y. t.y. 57. [41] İbn Teymiye, el-İstikâme, thk. M. Reşad Salim, Medine, 1403, I/220. [42] İbn Kayyim el-Cevziyye, İ‘lâmü’l –Muvakiîn, IV/248. [43] İbn Kayyim el-Cevziyye, es-Savâ‘iku’l-Mürsele ale’l-Cehmiyyeti ve’l- Muattıle, thk.Ali b. Muhammed, Riyad, 1998, IV/1269. [44] İbn Teymiye, el-Hasene ve’s-Seyyie, (Mecmûu’l-Fetâvâ İçinde), y.y. t.y. VIII/230, XIV/ 354. Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Mert, Muhit, “Kelam İlminin Zemmi Üzerine Bir Araştırma”, İslâmî Araştırmalar, c.14, sa: 1, Ank. 2001, 194-206. [45] Zehebî, Ebû Abdillah, Siyeru A‘lâmu’n-Nübelâ, Thk.Ş. Arnavûd, M. Naîm, Beyrut, 1413, XV/88. [46] İbn Teymiye, Tefsiru Sureti’l-İhlas (Mecmûu’l-Fetâvâ İçinde), y.y. t.y. XVI/471. [47] İbn Teymiye, Beyânu Telbîsi’l-Cehmiyye, VIII/91. [48] İbn Teymiye, Der’ü Te‘âruz, II/XVII.
Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt: VII / 1, s. 211-233 Haziran-2003-SİVAS'dan iktibastır. |
|
